Dün, arkadaşım Yahya Aydoğmuş blogunda bir kitap mimi paylaştı. So it begins :) 1)- Kitap sana ne kattı? Tek başıma yapabildiğimi kitaplarla fark ettim.Sanırım bir kitabın değeri en iyi kitapsız kalındığında anlaşılır. Kitap okumanın ve ara vermenin de insanı başka şeyler yapmak için ittiğini düşünüyorum. Sonuçta bir kere yaratıcı bir eylemde bulunuyorsunuz ve bunun arkası da geliyor. Ancak bunu yapan sizsiniz kitap değil. Kitap bu gücü sağlar. 2)- Kitap arkadaş mıdır? Kitap arkadaş değildir. Kitaplar veya filmler, tutkulu hissettiğiniz herhangi bir şey, nihayetinde tekrar eden ve bireysel gerçekleştirdiğimiz bir eylem. Kitap değil, kitabın barındırdığı düşünceler ve bizim o an okurken ne kadar bağ kurabildiğimiz zevk alıp almayacağımızı belirliyor. Kitap bizim karşımızda edilgen bir nesne aslında ve bir kitap ne kadar siz olmaya yakınlaşıyorsa o kadar dosttur. Kitapta kendime yakınlaşabildiğim için bir dostluk eylemi gerçekleşiyor ancak ben b...
Tolstoy, hayatının belli dönemlerinde tekrar ve tekrar Sheakspear okudu. Her okuyuşunda onu Sheakspear’den iğrendiren şeyler görüyordu. Ancak yetmişlerine gelip de tekrar okuduğunda bu sefer büsbütün bir tiksinme duydu. Sheakspear’le ilgili yazdığı kısımlarda o kadar sinirli ve coşkuludur ki uzun süredir incelediği eserlerin yapaylığını anlatırken baştan aşağı bir titreme sarmış gibidir bedenini. Goethe’nin övmesinin ardından Alman eleştirmenlerce yüceltilen ve bu yüceltilmenin hükmünü süren sıradan bir insandır Sheakspear. Ancak Tolstoy, bu kadar övülen bir figürü yanlış anlamış olmamak için ömrünün belli dönemlerinde tekrar ve tekrar okudu Sheakspear’i ve kanısı gittikçe güçlendi ve çok sert bir şekilde eleştirdi. Fanatik bir şekilde veya daha masumane de olsa atını dizginleyemiyordu Tolstoy ve Sheakspear’i yıkma hırsıyla söylüyor, okudukça Sheakspear yapaylığa, yapaylık Sheakspear’ e dönüşüyordu. Böyle bir durumda karşınızdakinin gerçekten küçük olduğuna inanmış olmanız gerekir....
1959 yılında Manchester' da doğdu. 16 yaşında ailesini terk edip bir arabada yaşamaya başladı. Oxford' da okuduğu sürede çalıştı ve 25 yaşına kadar tiyatroyla yaşamını kazandı. Tek Meyve ilk başta reçel rafının yanında satıldı daha sonra Whitbread ödülünü kazandırdı. Büyük bir duruluk ve akıcılıkla değindiği kurgu-otobiyografik romanları dışında Atlas'ın Yükü ve Vişnenin Cinsiyeti kitaplarında otobiyografinin dışına çıktı; yazmak, sanat, okumak, yaşamak, sex ve cinsiyet konularına dair cümleler kurdu. Normalliği alaya aldı, anormalliği değil sıradışılığını savundu. Kitaplarıyla Dünya gençlerine ilham oldu. Başka bir olasılığın var olduğunu yaşayarak gösterdi. Tek Meyve Portakal Değildir'de olasılıkların sonsuz olduğuna değindi. (Bilgiler Sel Yayıncılık-Jeanette Winterson sayfasından düzenlenmiştir.) Ananası, elmayı ... şeftaliyi de deneyin. Tek Meyve'de sadece bir benliği olmadığını söylemesi beni çok etkilemişti. Jeanette Winterson öyle özgürleştirici...
Yorumlar
Yorum Gönder