Kayıtlar

Anlamlandırma

 Acı diye bir duygu yok. Sevgi yok. Sevgisizlik var ve gerçek. Gerçek yok. Yalan yok. Yanlış yok. Körlük var. Doğru yok, gören gözler var. Aşk yok baş etmek var. Sonsuzluk yok ölüm var. Kırlangıç uçar. Denizin içindeki kırlangıç. Yok. Anlam çok. Seçen var. Ne çok yanlış var.

SHEAKSPEAR’IN SARSILMAZ TAHTI ve ACİZ TOLSTOY

Resim
Tolstoy, hayatının belli dönemlerinde tekrar ve tekrar Sheakspear okudu. Her okuyuşunda onu Sheakspear’den iğrendiren şeyler görüyordu. Ancak yetmişlerine gelip de tekrar okuduğunda bu sefer büsbütün bir tiksinme duydu. Sheakspear’le ilgili yazdığı kısımlarda o kadar sinirli ve coşkuludur ki uzun süredir incelediği eserlerin yapaylığını anlatırken baştan aşağı bir titreme sarmış gibidir bedenini. Goethe’nin övmesinin ardından Alman eleştirmenlerce yüceltilen ve bu yüceltilmenin hükmünü süren sıradan bir insandır Sheakspear. Ancak Tolstoy, bu kadar övülen bir figürü yanlış anlamış olmamak için ömrünün belli dönemlerinde tekrar ve tekrar okudu Sheakspear’i ve kanısı gittikçe güçlendi ve çok sert bir şekilde eleştirdi. Fanatik bir şekilde veya daha masumane de olsa atını dizginleyemiyordu Tolstoy ve Sheakspear’i yıkma hırsıyla söylüyor, okudukça Sheakspear yapaylığa, yapaylık Sheakspear’ e dönüşüyordu. Böyle bir durumda karşınızdakinin gerçekten küçük olduğuna inanmış olmanız gerekir....

Mim \\ Kitap #1

Resim
Dün, arkadaşım  Yahya Aydoğmuş  blogunda bir kitap mimi paylaştı. So it begins :) 1)- Kitap sana ne kattı? Tek başıma yapabildiğimi kitaplarla fark ettim.Sanırım bir kitabın değeri en iyi kitapsız kalındığında anlaşılır. Kitap okumanın ve ara vermenin de insanı başka şeyler yapmak için ittiğini düşünüyorum. Sonuçta bir kere yaratıcı bir eylemde bulunuyorsunuz ve bunun arkası da geliyor. Ancak bunu yapan  sizsiniz kitap değil. Kitap bu gücü sağlar. 2)- Kitap arkadaş mıdır? Kitap arkadaş değildir. Kitaplar veya filmler, tutkulu hissettiğiniz herhangi bir şey, nihayetinde tekrar eden ve bireysel gerçekleştirdiğimiz bir eylem. Kitap değil, kitabın barındırdığı düşünceler ve bizim o an okurken ne kadar bağ kurabildiğimiz zevk alıp almayacağımızı belirliyor. Kitap bizim karşımızda edilgen bir nesne aslında ve bir kitap ne kadar siz olmaya yakınlaşıyorsa o kadar dosttur. Kitapta kendime yakınlaşabildiğim için bir dostluk eylemi gerçekleşiyor ancak ben b...

Tek Meyve Portakal Degildir

Resim
1959 yılında Manchester' da doğdu. 16 yaşında ailesini terk edip bir arabada yaşamaya başladı. Oxford' da okuduğu sürede çalıştı ve 25 yaşına kadar tiyatroyla yaşamını kazandı. Tek Meyve ilk başta reçel rafının yanında satıldı daha sonra Whitbread ödülünü kazandırdı. Büyük bir duruluk ve akıcılıkla değindiği kurgu-otobiyografik romanları dışında Atlas'ın Yükü ve Vişnenin Cinsiyeti kitaplarında otobiyografinin dışına çıktı; yazmak, sanat, okumak, yaşamak, sex ve cinsiyet konularına dair cümleler kurdu. Normalliği alaya aldı, anormalliği değil sıradışılığını savundu. Kitaplarıyla Dünya gençlerine ilham oldu. Başka bir olasılığın var olduğunu yaşayarak gösterdi. Tek Meyve Portakal Değildir'de olasılıkların sonsuz olduğuna değindi. (Bilgiler Sel Yayıncılık-Jeanette Winterson sayfasından düzenlenmiştir.) Ananası, elmayı ... şeftaliyi de deneyin. Tek Meyve'de sadece bir benliği olmadığını söylemesi beni çok etkilemişti. Jeanette Winterson öyle özgürleştirici...

K

İnsanların sevinçleri çok şaşırtıyor beni. Bir fotoğraf çok şaşırtıyor beni.

Anlam ve Dusunce

Resim
İnsanın en samimi düşünceleri, bir başkasıyla konuşuyormuş gibi birbirinden ayrı görünebilir. Bu yüzden bu yazının adı Diyaloglar da olabilirdi. Bir bakımdan bu düşünceler, benim Küçük İskender'le konuşmam. Onun yazdığı yazının beni sürüklediği noktalardır. "...Hiçbir ağaç ormana katılmak için büyümez çünkü. Mesele, tek başına işe yaradığının, işlediğinin bilincine varmaktır; bunun keyfiyle yaşayabilmektir. Aşk, ağaca tesadüfen konan kuştur; kuş ağacı üzemez. Üzmemelidir de. Eğer bir ağaç kendisine konup sonra da uçup giden bir kuş yüzünden acı çekiyorsa doğanın ayarlarıyla oynanıyor demektir. Aşk, şansa bağlı temastır çünkü. Çünkü aşk, matematikteki teğet konusundaki ilk örnektir. Değip geçmektir, dokunup kaybolmaktır..." İnsanın rahat bir ortamının olması yaşam için gerekli bi şey. İnsan her alanda kendine yer açmalı. Burası benim alanım şurda gördüğün cümleler abur cubur o renkli top ve bira benim gibi bir tabelası olmalı. Yaşadığımız rahatlığın farkına varmal...

Odunları Yuvalarına Bırak

Resim
Hiç, dön, git dümdüz bakma bile ardına Yoksa filler seni koca kulaklarıyla tepeler Kırda dolaşan ayı İçi bal dolu kurumuş ağaç Yaşlı Forrester'ı ellerinden tutucam Aslına bakarsan özlemedim bile onu Elleri de eskidir hani Yol hiç durmaz uzar gider bittiği yere... Ormana ateşi getir Külleri topla Bakma öyle Elimde diye yakmıycam ya Kayığı hazır tutalım nolur nolmaz Yok nerden anlasın o Tamam al sende dursun ateş Dikkat et Ben göle iniyorum Evet evet evet Kitap yakmaya giden palyaço benim arkadaşım Ona şiir götürucem Tamam bırakıcam!

19

Şimdi Durgundur deniz Bir köpük yükselir güneşe doğru Erir kavrulur soyulur Ağır soğumuş bir top gibi gibi denize dökülür Bir manzara severin bakışlarını tutar ister istemez Bigün benim ağıma sıçrar Usul usul çekerim Kafamda beyaz kepim Usul usul Biraz elimde tutarım Binbir göz 7 renk yeşil Öldürmüş mu olurum Yaşatır miyim daha Denize bırakırsam Veya Avcumda Usul usul Elim boş uyuduğum yere giderim Bir kenara çeker beni eli mızraklı zencileri Oltamdan ve sazliklardan dalgalar arasına sıkışmış sulu kan kırmızısı gözlerden Günün özeti bu Bir oltam, bir ben

Sessiz ve sakin Kıyıdan uzak kalmış kum taneleri Hiddetle kıyıya vurdu Onları balık sandım Bir su dalgası hıçkırarak ağladı Sandim kulaklarım dayanamaz bunca siziya Köpükler balıkları sildi Deniz üçe yarıldı Oturduğum kumda bir ıslaklık sezdim Besbelli üşüyorum Elbiselerim çıkarılmış Köpük üzerime yayılıyor Dünyaya bir boşluktan bakıyorum Tır tir titriyor çenem Bu kadar onemsedigime kızıyorum Aptal gibisin sen de aptal aptal Dal parçasını kırıp denize atiyorum Deniz şeklimi bozuyor Ordan oraya tasiniyorum deniz ne boğuyor ne susuzluktan olduruyor Birbirine benzeyen iki şeyin arasında kalmak düpedüz uyusukluktur Sudan çıldırıyorum susuzluktan kuduruyorum Havadaki sineğe konup onu isiriyorum

Gozyasi

Sokağı kovalayan güneş Yürümeden ezberledigim yol Sonsuz bir yerde Sonsuz adamlarla Hiç bu kadar zorlanmamistim Inmek istiyorum Ama bir yere gitmek Bir yerde durmak  Anlamak istiyorum artık ne var ardinda Kovboylar şeker kızlar  Yolu alan araba Mum gibi yalnızlığında  Ötesi var mi bıçağı kesen yolun Vay gile vagile Vay vay vay

Ankara Atatürk Lisesi Günlüğü -2 Pişt Çocuk Kışt Çocuk

Benim de en sevdiğim yazı serisi Ankara Ataturk Lisesi Günlükleri. Bloğa yazmayı da özledim. Nerden başlasak bilemedim. Ilk arkadaşlık satranç odasında gelmişti. Satranç salonunda arkadas bulma ümidimi kesmiş yalniz satranç oynamak için oraya gidiyordum. Insanlar pek bir soğuk ve yabaniydiler. Bu durumda sonsuza dek yalnız kalacağım düşüncesine kapılıyordum sürekli. Eve gittiğimde içimden ağlamak geliyordu. Internet üzerinden tanıdığım insanlarla kurduğumuz samimi bir grup vardı ve tek arkadaşlarım onlardı. Sınıfımdan nefret ediyordum. Herkes birbirini hor görüyordu. Onlara göre bir duvar boyle salak mahlukatla konusmaktan bile daha işlevliydi. Satranç odasına gittigimdeyse aynı atmosfer karşılıyordu beni. yüzüm git gide daha asiklasiyor ve  ben mutsuz hale geliyordum. Dogrusu mutsuz bile olamadigim bir durumdaydim. Insan kiymetini bilmedigi eylemlerde bulununca bircok farkina varis bekliyor onu. Hâlâ bir sorunla karşılaştığımda Dünya' nin sonuymus ve ben en caresiz insanmisim gi...

Bir Insan

Oturup bi yerde biriyle başbaşa Tüm sevgiler bitmeden

Kutu

Kimim Güvercin gök belki bir dostum Göğün tüm korsanlarını biriktirdim Sefere çıkıyorum Ya yeşil gök ya mavi deniz Seçemiyorum Üstümde kuş beyazı bir leke Çırpınmadıkça temizlenmeyecek Samansarısı bir diş gülerken Kağıt sokağa bir gökyüzü yırtıyor Tüm düşlerim kanatlanıyor Ben gökten düşerken Bir şiiri bu denli özlüyorum Arkasından bağırırken dostumun ben Sesimin çıkmadığına şaşkınım kendimin Dostumun güzel şarkılarının yankısını işitiyorum Ses tellerimi verdim çocuklara İşte benim yüce, kutsal gökle tek bağım Başını uzatmış bir kaya, yeşil bir dağ Piyanonun başına geçsin bir dost Öyle hiddetli bir nota cikarsin Hadi Dışa sarkmak istiyorum.

Kendini Önemseyen Küçük Adam

Dinle küçük adam. Kollarını taşımak istemiyorsun. Boşlukta sürükleniyorsun. En acı dolu an, bir yer kaplaman gerektiğini düşündüğün an. Sevgin yok, yoksul çocuk. Mutluluk fışkırmış damarlarından. Gövden bir ateş topu. Yelkenler fora. Tüm sınırları yıkmalısın. Kendini aldatmalısın. İçme vakti geldi. Yelkenler sürüldü. Sen kaldın, Öldüğümde ben. Nefes al. Ver, acı çekme. Yürümeye devam et. Şimdi koş. Bırak, kolların yanında sallansın. Bir gün çökeceksin. Kocaman bir boşluktasın. Onca şeyin kapladığı yeri görünce, Bir şimşek çakıyor. Bedenine fırtına vuruyor. Yağan yağmur sensin Gökyüzünden inen sensin Y.A ve M.S.Ö

Atatürk Lisesi Günlüğü -1

Hazırlık yılım çok güzeldi. Bu okulda müthiş insanlar tanıdım ve sanırım birçok arkadaşlık, fırsat yaratmaktan doğdu. Mesela, şiir programı vardı ve daha önce şiir nedir bilmemiş ve hiç karıştırmamış- abartmıyorum hiç şiir okumamıştım- birisi olarak, sanat gecesinin ilanını görünce direkt atlamıştım. Ben şiir okumadım, bilmem ne diye kendime bahane üretmemiştim. Okulun bir de satranç salonu vardı, Mahzenlere iniyormuşsunuz izlenimi uyandıran laboratuvar yolundadır. İçinde girdiğinizde, fark edersiniz ki, orası eski bir yer ve eskiden okul çok da geniş değilmiş. Satranç sayesinde de, kendimi tanımama yardım eden, bana sorular sorduran, birbirinden güzel iki insan tanıdım. Ancak okulun ilk haftası tablo vahimdi. Çekingen bir çocuktum. Sohbet açamaz, ortaya atlayacak cesareti gösteremezdim. Abartmıyorum, bir hafta boyunca öylece oturdum. Sonra napıyorum ulan ben dedim ve sınıfın erkek grubuna takılmayı denedim. İlk denememde bu bir başarısızlıktı çünkü hiç uyuşmamıştık ve fena halde d...

Hayat Öznesi

Bugün bir ustanın yanında işe başladım Nehri bana geri ver Koca bir ağacın altında gölgesiz bir yer Ne karanlık ne aydınlık Ne apaçık ortada ne de silinmiş Ne bir sahibi var gibidir, içinde çok insan var gibi Yer yer yok olmuştu elbisesi Nehri bana geri ver Elbisenin kopan kısımlarının örttüğü bedeni de gitmiş gibiydi. Çok kopuk kopuk anlatıyor aklındakileri Bir cümle bölüveriyor zihnini Eski ve oluşuyor olan olarak iki zihne bölünüyor Biri benle kalıyor anlatmaya devam ediyor Nehri bana geri ver Öteki en hızlı attan bile daha hızlı En güçlü şövalyeden bile daha sağlam En savunmasız kuştan bile daha sarsak Bir saat tamircisi o Ustanın adı anlamı bulunmayan, bir tek ustamın ağzından çıkabilecek bir şey Konuşurken hep bu adı söyler gibidir Uzaklar var gibidir küçücük dükkânında Işıktan bir şelale ustamı sarıyor gibidir İçimde bir sızı bu usta Hiç tanımıyorum oysa onu Bir acı beliriyor koltuk altlarımda Karnımda, bir de gözlerimde, iki meme ucumda Sanırsın zaman...

Senaryolar -1

Resim
Ölüyor. Bir erkek. Onu, ilk defa görüyormuşsun gibi güzel. Kuzgun saçları upuzun dalga dalga yayılıyor. Birisini sevdiğinizi ancak bu cümleyle söyleyebilirim. Birisinin ölümüne dikkat ediyorsunuz, bir öykü böyle başlıyor. Durağanlık. Bir koltukta oturduğunuzu veya yürürken ayakkabılarınızın altında- ki yeri, daha seyrek olsa da hissedersiniz. Bir hareket gerek. Hâlâ ses çıkabildiğinin bir kanıtı. Hâlâ bir kanununun işlediğini duyma isteği. Çevreniz aralıksız titremekte ve hiçbir şeyin işlemediğini kabul etmek, zıttını kabul etmekten daha mümkün ve belki de gerçekten öyle. Soğuk. Bu daha derinden hissetme yoluna aşk desek de bu bir ölüm. Her hissedilen daha derin bir yaşama. Her yaşama birkaç ölüm. Bir ölüm sayısız yaşama. Evde yalnızsın. Dış tümüyle terk etmiş ama tümüyle dolmuştur. Karın alna düşmesi gibi bir ölüm kalmıştır. Koltuktan kalkıyorsun. İşte boşalmanın ilk işareti. Asıl şimdi ağlıyorsun. Uzun süredir hareketsizdin ve ölüyordun. Duy- duğun his, zevk değil...

Hastalık Hastası Tiyatro Eleştirisi - Moliere

Resim
Fransız komedyasının başlıca yazarı Jean Baptiste Poquelin Moliere tarafından 1673 yılında yazılan “Hastalık Hastası”, yazarın son oyunudur. Aristokrat kesimin yozlaşan değerlerini çeşitli yönlerden eleştiren Moliere, diğer oyunlarında olduğu gibi bu oyunda da zenginleri sömüren, mesleğini kötüye kullanan kişileri eleştirir. Eleştiri oklarının hedefi bu kez zengin hastaları yolunacak kaz olarak gören hekimlerdir. Oyunun başkarakteri Argan, Hipokondriya(hasta olduğunu sanmak) sahibidir ve kendisini sömüren bir doktorla eczacının tuzağına düşmüştür. Üstelik onu sömüren sadece doktor ya da eczacı değildir. İyileşmenin tersine sağlığı giderek bozulan Argan, kendisi ve ailesi için yanlış kararlar almakta, kızını sevmediği bir gençle, genç sırf hekim olduğu için evlendirmeye çalışmak- tadır. Onu, içinde bulunduğu durumdan, çevresini saran asalaklardan kurtarma ve gerçekleri görmesini sağlama ekseninde gelişen oyunun ilk temsili de bizzat Moliere tarafından gerçekleştiril...

Rahip

Resim
Siyah gözlükle deri palto Geçmişi sızladı evlerin Nefes nefese dökülenleri izledik Pencerelerin çarpık asılmış haçı Sokak siyah bir tabancaydı İki ucunda iki ev İnsanlar toplaşırdı gözlerinin ardı yıkanmış Ard arda dizilmiş dinsizleri vardı Çarmıha gerilmiş Bizi izlediler tüm bu zaman Mermileri boşalttılar Bir gül çıkıyordu oyun bitmeye yakın Sahnedeydik Penceresiz evlerde yaşayanları astık Evsizleri astık Eski zamanları Yağmurları sakladık Güneşsiz bir gündü Her şey siyahtı

Siliniş

Resim
Yağmur dönmekte suskun gezilerinden Dondu sandalyede gezişinin görüntüsü bir zaman Kırmızı bir meyve girintili çıkıntılı bir surat Fokur bir demlik yuvarlandı halı boyunca Porselen bir sesin buharı koptu, yırtıldı zeminde Bir kutu gibi döndü ev Nice sonra sustu gün ışığı Tam yerde Sonra, sandalyede kuru bir iskeletin ıslak görüntüsü geçti Güneş yanığı eliyle kavramış tüm sınırları Geçtiği nehirleri kurutur Yağmur dönmekteymiş sessiz gezilerinden Bir süre böyle Akar sonra